Akademik Araştırma: “Ağır Bilanço ve Alınması Gereken Dersler”
Uluslararası güvenlik ve terörizm uzmanı Dr. Mahmut Cengiz’in kaleme aldığı, Türkiye’nin en çok tartışılan tarihî dönüm noktalarından birini analiz eden 3 bölümlük kapsamlı makale serisi, saygın savunma ve güvenlik yayını Homeland Security Today (HSToday) dergisinde yayımlandı. 10 yıllık bir süreci ve bu sürecin kurumsal yansımalarını masaya yatıran bu serideki önceki iki çalışma, olayın arka planını ve sorumluluk tartışmalarını ele alıyordu.
Serinin ilk makalesi, 15 Temmuz gecesinde yaşanan askerî hareketliliği ve olayın tarihsel askerî darbelerle karşılaştırmasını inceliyordu. Birinci bölüm ile ilgili yazımıza buradan ulaşabilirsiniz. İkinci makale ise 15 Temmuz‘un arkasındaki iddia edilen aktörleri ve uluslararası boyutları konu alıyordu. İkinci bölüm ile ilgili yazımıza buradan ulaşabilirsiniz.
Serinin son halkası olan ve "The Legacy of Türkiye's Most Contested Coup Attempt" başlığıyla yayımlanan üçüncü makale ise "15 Temmuz Türkiye'yi nasıl değiştirdi?" sorusunun izini sürüyor.
Dr. Cengiz bu çalışmasında; somut verilere, resmî istatistiklere ve bağımsız uluslararası raporlara dayanarak Türkiye'nin askerî, hukuki, idari ve toplumsal yapısında meydana gelen köklü kırılmaları inceliyor. Yazar, bu makalesinde dört soruya odaklanarak, kriz sonrası dönemlerin devletleri ve demokrasileri nasıl bir otoriter yörüngeye sokabileceğini çarpıcı bir dille tanıtıyor:
15 Temmuz Türk Ordusunu Nasıl Yeniden Şekillendirdi?
15 Temmuz, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK)’nde geleneksel güvenlik tedbirlerinin çok ötesinde kurumsal bir kırılmaya yol açtı. Resmî verilere göre olaylara katılan personel oranı TSK mevcudunun sadece %1,5’ine denk gelse de, sonrasındaki tasfiyeler bu oranı çok büyük oranda aştı. Örneğin Hava Kuvvetlerinde o gece uçtuğu iddia edilen pilot sayısı 10-15 olmasına rağmen 850 savaş pilotu mesleğinden ihraç edildi.
Hava Kuvvetleri’nde 850 deneyimli savaş pilotunun ihraç edilmesiyle pilot-uçak oranı uçak başına 1,5-2,5 seviyesinden 0,8’e geriledi; bu durum diğer kuvvet komutanlıklarında olduğu gibi hava kuvvetlerinde de operasyonel hazırlık derecesinde ciddi bir tartışma başlattı. Askerî liseler ve harp akademileri kapatılarak tüm sistem Milli Savunma Üniversitesi çatısı altında toplandı. Kuvvet komutanlıkları doğrudan Milli Savunma Bakanlığına bağlanırken, askerî terfilerde liyakat mekanizmalarının yerini sadakat odaklı onay ağları aldı.
OHAL Ortamı Yeni Siyasi „Kötü Adamlar“ Meydana Getirdi
15 Temmuz’u takip eden Olağanüstü Hal (OHAL) dönemi, muhalif sesleri susturmanın ve devlet gücünü kontrolsüz biçimde genişletmenin bir aracına dönüştü.
Suçlama yelpazesi, hükümete muhalif olan tüm kesimleri kapsayacak şekilde esnetildi. Akademisyenlerden sivil toplum temsilcilerine, gazetecilerden siyasetçilere kadar geniş bir kitle, somut delillerden yoksun şekilde terör parantezine alınarak toplumsal alanda adeta „yeni kötü adamlar“ olarak yaftalandı ve itibarsızlaştırıldı.
Baskı, Muhalefeti Sessize Aldı
Hükümet, iç bilgi akışını kontrol etmek amacıyla medyayı tamamen dönüştürdü. 170’ten fazla medya kuruluşu kapatılıp bağımsız sesler sansür ve reklam engelleriyle susturulurken, muhalif medya organları dahi otosansür mekanizması geliştirerek 15 Temmuz’un karanlık noktalarını sorgulamaktan kaçındı.
Baskı ülke sınırlarını da aşarak uluslararası bir boyut kazandı. Türkiye’nin diplomatik baskı, iade talepleri ve Interpol bültenleri aracılığıyla sınır ötesindeki muhalifleri takibe alması, küresel literatürde Türkiye’nin „sınır aşan baskı“ (transnational repression) uygulayan ülkeler arasında anılmasına neden oldu.
Sayılarla Ağır Bilanço
Yukarıdaki istatistiklere ilave olarak on yıllık süreçte devlet kurumlarında, yargıda, medyada ve sivil alanda alınan kararların somut ve ürkütücü bilançosu şu şekildedir:
* Kamu Görevlileri: İdari kararnamelerle (KHK) 125 binden fazla kamu çalışanı (öğretmen, akademisyen, yargıç vb.) kalıcı olarak meslekten ihraç edildi.
* Kitlesel Operasyonlar: Ülke genelinde 100 bin civarında güvenlik operasyonu düzenlendi; on binlerce insan tutuklandı veya gözaltına alındı.
* Terör Soruşturmaları: Temmuz 2016 – 2023 sonu arasında ülkede 2,2 milyondan fazla terör soruşturması açıldı. (Buna karşılık ABD veri tabanına göre aynı dönemde Türkiye’de gerçekleşen gerçek terör eylemi sayısı yalnızca 434’tür).
* Seyahat Engelleri: Seyahat özgürlüğünü kısıtlayan 230 binden fazla pasaport iptal edildi.
* Uluslararası Baskı: Yurt dışındaki muhalifler için Interpol’e 3 bin 579 Kırmızı Bülten başvurusu yapıldı (Bu taleplerin çok büyük kısmı siyasi nitelik taşıdığı gerekçesiyle reddedildi).
* Kurumsal ve Ekonomik Çöküş (Yolsuzluk Algısı): Bağımsız denetimin yok olmasıyla Türkiye, Yolsuzluk Algı Endeksi’nde 182 ülke arasında 124. Sıraya geriledi. (Türkiye’nin yolsuzluk puanı 2013’te 50 iken, 2025’te 31’e kadar düştü).
Demokrasiler 15 Temmuz’dan Hangi Dersleri Almalı?
Dr. Cengiz’in analizine göre, Türkiye’nin yaşadığı bu derin dönüşüm, tüm dünya demokrasileri için hayati uyarılar ve çıkarılması gereken kritik dersler barındırmaktadır:
Ders 1: Demokrasiler Nasıl Çöker?
Kırılgan demokratik sistemler, kriz anlarında kasıtlı olarak sömürülen acil durum anlatıları, korku iklimi ve gücün tek elde toplanmasıyla da içeriden çökebilir.
Ders 2: Yolsuzluk ve Otoriterlik Birbirini Besler
İktidarını kaybetme korkusu yaşayan liderler, hesap verebilirlikten kaçmak için denetim mekanizmalarını felç eder. Kurumsal denetimin olmadığı bir sistem, münferit yolsuzluklardan, çıkar ortaklığına dayalı sistematik bir kleptokrasiye (yağma düzenine) evrilerek yüksek enflasyon ve ekonomik yıkım getirir.
Türk deneyimi, otoritenin tek elde toplanmasının yolsuzluktan sistemli yağma düzenine geçişi nasıl hızlandırabileceğini de göstermektedir.
Ders 3: Terör Kavramı Siyasi Çıkarlar İçin Silahlaştırılamaz
Terörle mücadele yasalarının kapsamı, şiddet eylemlerinin ötesine geçirilerek muhalifleri, gazetecileri ve akademisyenleri kapsayacak şekilde esnetilirse; terörle mücadele halkı koruma aracı olmaktan çıkıp, iktidarı koruma mekanizmasına dönüşür.
Türkiye örneğinde; bağımsız ve eleştirel sesler korkutma, düzenleyici baskı, reklam yasakları ve dijital sansürle karşı karşıya kaldı. Mülkiyet yapıları giderek hükümet yanlısı holdinglere doğru kaydı ve medya düzenleyicileri gözetim yetkilerini genişletti.
Ders 4: Çoğulculuk ve Bağımsız Kurumlar Hayati Güvencedir
Bir ülkede yargı, parlamento, sivil toplum ve özgür medya işlevini yitirdiğinde, iktidarın politika hatalarının düzeltilmesi ve hesap sorulma kapasitesi tamamen yok olur. Türkiye örneğinde; araştırmacı gazetecilik, giderek resmî anlatıların tekrarına daha fazla yol açtı, kamusal tartışmayı daralttı ve toplumun iktidardakileri inceleme yeteneğini azalttı. Muhalefet medyası bile, 15 Temmuz'u çevreleyen politik olarak hassas konuları araştırmaktan büyük ölçüde kaçınarak öz sansür ortamına katkıda bulundu.
Son Değerlendirme: 15 Temmuz’un en kalıcı ve derin trajedisi o gece yaşananlar değil, o geceden itibaren hukukun üstünlüğünün yok edildiği, milyonlarca insanın umutlarının ve geleceklerinin karartıldığı bu yeni siyasal düzendir.
Asım Durmaz
Kaynaklar: