15 Temmuz'un Bahtiyarları

15 Temmuz'un Bahtiyarları
19/07/2026

Bu günlerde televizyonlarda ve sosyal medyada, Türkiye’deki darbe rejiminin kendi yalanlarına halkı inandırmak için, 15 Temmuz 2016’daki o atmosferi yeniden canlandırmak maksadıyla yaptıkları bir filmin fragmanı çıkıyor karşıma. Gülüyorum. 

Filmin sadece fragmanını gördüm, tamamını izlemeyi de düşünmüyorum zaten. Fragmanı izledikten sonra gördüğüm resimde, Çanakkale Destanı olarak adlandırdığımız o kahramanlık hikayesi ile 15 Temmuz bir tutulmuş. 18 Mart 1915’te Çanakkale Boğazı’nı geçmek ve bir ulusu yok etmek isteyen harici düşmanlara karşı verilen mücadele ile bir hırsız ve yolsuz sürüsünün ülkeyi ele geçirmek icin oynadığı tiyatro aynı kefeye konmuş. Bir kere kurgu baştan yanlış. Bu noktada Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’ne atıfta bulunmakta fayda var. Ne deniyordu o metinde:

"İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir."

İşte 15 Temmuz’un ülkeyi getirdiği durum şu anda tam olarak böyle. 15 Temmuz 2016’dan sonra Türkiye’de yaşananlar göz önüne alındığında, yukarıdaki alıntıda bahsedilenlerin hepsinin mevcut iktidar eliyle gerçekleştirildiği görülmektedir. 

Erdoğan yönetimi ve onu destekleyen “Ergenekon” ekibinin, “15 Temmuz’u yaptı!” diye suçladıkları insanlar için iddiası ne idi: “Paralel Devlet Yapılanması”. 15 Temmuz’dan sonra gördük ki devlete paralel bir yapıyı asıl kendileri kurmuşlar! 

Bütün devlet kurumlarında, özellikle adalet sistemi içerisinde kendi karar alma ve icra mekanizmalarını oluşturmuşlar. Bunu yapmak için de tabi ki nitelikli insan kaynağına ihtiyaç vardır. Ama ellerinde bu kaynak mevcut olmadığı için ne kadar suça bulaşmış insan varsa onları devlet kadrolarına yerleştirmişler. Bunu anlamak da zor degil. Çünkü suça bulaşmış kişiler, özellikle etraflarında kendileri gibi başka suça bulaşmış insanlar olsun isterler. Temiz ve dürüst insanlar onlar için tehlikelidir. Rahat hareket etmelerine, çalmalarına, ihaleye fesat karıştırmalarına engel olurlar.

İşte bugün gelinen nokta devletin ve hayatın içindeki bütün yapılardan bu temiz insanların çıkarılmasının bir sonucudur. Erdoğan bunu sağladı. Ergenekoncular ile işbirliği yaparak kendi sistemini kurdu. Ve artık şu noktaya gelindi: Cumhuriyet tarihinin en kirli, en hırsız, en yolsuz yöneticisi ve onun etrafındaki şer ekibi, Atatürk’ün kurduğu partiyi de paramparça etti. Ama bu çok doğal bir sonuçtur. Eğer hırsıza zamanında hırsız olduğunu söylemezsen ve gerekenleri yapmazsan; o hırsız döner, seni de hırsızlıkla suçlar. Adalet terazisi bir kere bozuldu mu bundan herkes nasibini alır. 

15 Temmuz sonrasında ülkenin ne hale geldiğini resmetmek için verilebilecek çok örnek var ama tekrara girmemek adına burada keselim. Ülke sevdalısı fikir insanları, gazeteciler, yazarlar, sanatçılar (bunu söylerken her fikir ve düşünceden olan kişileri kasdediyorum.) bunları zaten çok güzel anlattılar. Ben sadece 15 Temmuz’u kimin planlayıp icra ettiğini bana göre çok açık bir şekilde ortaya koyan bir anıyı burada paylaşmak istiyorum.

İbretlik Bir Hatıra

Yıl 2016..

Temmuz’a daha aylar var.. 

Bugünün  1. Ordu Komutanı olan Bahtiyar Ersay, o zamanlar bir Kurmay Albay. Çevresine, kendisinin ve eşinin her zaman İşçi Partisi’ne oy verdiklerini söylemekten çekinmeyen Bahtiyar Ersay artık askerlik defterini kapatmaya karar vermiştir. Emeklilik hazırlıklarını tamamlamış, bir sahil kasabasında butik bir otel satın almıştır. Ağustos ayında üniformasını çıkaracak, hayatına bambaşka bir sayfa açacaktır.

Tam o sırada kendisine  bir haber geliyor:

"Emekli olma. Ağustos'ta seni terfi ettireceğiz.” Bu bir dedikodu değildir, bizzat Bahtiyar Ersay’ın eşinin anlattığı bir olaydır.

İşte hikâyenin düğüm noktası tam da burası.

Çünkü insan ister istemez şu soruyu soruyor:

2016'nın başında, henüz ülkenin kaderini değiştirecek hiçbir olağanüstü olay yaşanmamışken, Bahtiyar Ersay’a birkaç ay sonra terfi edeceğini bu kadar kesin bir dille kim söyleyebilirdi?

Daha doğrusu, bunu söyleyebilmek için nasıl bir bilgiye, nasıl bir güvene ya da nasıl bir etkiye sahip olmak gerekiyordu? Kim ne planlıyordu?

T24 Internet Sitesinde yer alan 19 Eylül 2016 tarihli haberden bir bölüm:

“Balyoz davası kapsamında 31 ay hapis yatan, aldığı 16 yıl hapis cezası bozulduktan sonra beraat eden albay Bahtiyar Ersay, darbe girişiminin ardından iki kez toplanan Yüksek Askeri Şûra’nın 29 Temmuz’da yapılan oturumunda tuğgeneralliğe terfi ettirildi.” 

Ve Bahtiyar Ersay 2025 yılında orgeneral oldu. Dokuz yılda. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin teamüllerine göre bu süre normalde 12 yıldır.

Şimdi burada çok basit bir sebep-sonuç iliskisi kurmaya çalışalım. İddialara göre Bahtiyar Ersay, Balyoz Davası sanığı, kendisine kumpas kurulmuş mağdur bir asker idi. Peki bu kumpas kim tarafından kurulmuştu? İddialara göre cevap basit: Sözde 15 Temmuz’u yapmakla suçlanan ekip tarafından. Demek ki Bahtiyar Ersay, 15 Temmuz’u yapmakla suçlanan ekibin bir adamı değil aksine onların karşısında olan bir kişi. Şimdi de son soruyu soralım: 15 Temmuz’u yaptı diye suçlanan ve sözüm ona Bahtiyar Ersay‘ı daha önce hapse attırmış olan bir ekip, neden daha sonra Bahtiyar Ersay’a “Bekle, emekli olma, seni bu Ağustos'ta terfi ettireceğiz” desin? 

Sonuç

Menemen Olayı, 5-6 Eylül Olayları, Maraş Katliamı, Madımak Yangını gibi 15 Temmuz da hiçbir zaman bütün yönleri ile aydınlatılmasın diye uğraşılan projelerden bir tanesidir. Arkasında devlet istihbaratının olduğu bütün olaylar gibi!

Ama olsun. Biz, gerçeklerin ortaya çıkacağına olan inancımızla birlikte bir tanıklığımızı daha tarihe not düşmüş olalım..