Karakol Baskınında F-16’lara İzin Yok!
15 Temmuz davalarında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılan General S. Ö.’nün mahkemeye sunduğu kapsamlı savunma, o gece Hava Kuvvetleri Komutanlığı’ndaki komuta zinciri, uçuş yasağı emri ve Harekât Merkezi’nde yaşanan gelişmelere ilişkin dikkat çekici değerlendirmeler içeriyor.
Hava Kuvvetlerine Tarihî Emir
General S. Ö. savunmasında, 15 Temmuz gecesi dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar tarafından saat 18.30 sıralarında verilen “Türkiye genelindeki tüm askerî uçuşların durdurulması” emrinin, Türk Silahlı Kuvvetleri tarihinde benzeri görülmemiş nitelikte bir karar olduğunu savundu.
Savunmada, MİT’ten gelen istihbarat üzerine Hulusi Akar tarafından Türkiye hava sahasındaki askerî uçuşların durdurulması emrinin verildiği, bu kararın yalnızca yeni uçuşların yapılmasını engellemediğini, aynı zamanda havadaki uçakların da üslerine dönmesini kapsadığı ifade ediliyor. Emrin olağanüstü niteliğine dikkat çeken General S. Ö., hava kuvvetleri açısından bunun hava sahasının yeniden organize edilmesini gerektiren kapsamlı bir kriz yönetimi sürecini başlatması gerektiğini belirtti. Böyle bir emrin uygulanabilmesi için Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nın tüm harekât unsurlarının derhal alarma geçirilmesi, tüm üslerle koordinasyon sağlanması gerekiyordu.
Abidin Ünal’ın Reaksiyonu Sorgulanmalı
General S. Ö., dönemin Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Abidin Ünal’ın kendi ifadesine göre saat 19.06’da uçuş yasağı emrini aldığını belirterek, buna rağmen Hava Kuvvetleri Harekât Merkezi’ne yönelik ilave bir talimat vermediğini, Genelkurmay ile yeniden temas kurmadığını ve uçuş yasağının uygulanmasına ilişkin kapsamlı bir kriz yönetimi başlatmadığını ileri sürdü. Türkiye genelindeki tüm askerî uçuşları durduran ve Hava Kuvvetleri’nin asli görevlerini doğrudan etkileyen böyle kritik bir emir karşısında komuta kademesinin derhal harekete geçmesi gerekiyordu.
Korgeneral Mehmet Şanver’in 9 Şubat 2018 tarihinde 27. Ağır Ceza Mahkemesi’nde verdiği ifadeye göre, kendisine bildirilen uçuş yasağı emri ve Eskişehir’deki durumla ilgili belirsizlik üzerine, gerekli emir-komuta düzeninin sağlanması ve gelişmelerin yerinden takip edilmesi amacıyla yardımcısı Korgeneral Ziya Cemal Kadıoğlu’nu Eskişehir’e göndermeyi teklif etti. Ancak bu girişimin, dönemin Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Abidin Ünal’ın yaklaşımı nedeniyle gerçekleşmediğini ifade etti.
Şanver’in beyanına göre, durumu Abidin Ünal’a aktardığı ve Kadıoğlu’nun Eskişehir’e gönderilmesi için uçak planlaması yapılmasını istediği, Ünal’ın ise Kadıoğlu’nun Eskişehir’e gitmesine gerek olmadığını, “çağır gelsin, gerekirse ben kendi uçağımla Eskişehir’e onu gönderirim” şeklinde karşılık verdiğini, bunun üzerine Şanver’in, Hava Kuvvetleri Komutanı’nın gelişmelerden haberdar olduğunu düşündüğünü ve Eskişehir’e gitmek üzere hazırlanan Kadıoğlu’nu geri çağırdığını ifade etti.
General S. Ö., bu olayın komuta kontrol açısından önemli olduğunu savunarak, Hava Kuvvetleri Komutanı’nın olaylara hâkim olduğu yönündeki kanaatin diğer komutanların hareket tarzını etkilediğini ileri sürdü. Savunmada devamla şunlar ifade edildi: “Bu emir zamanında ve etkin şekilde uygulanmış olsaydı jet, helikopter ve ulaştırma uçuşları engellenebilirdi. Böyle bir ortamda darbe girişimine cesaret edilip edilemeyeceği sorgulanmalıdır.”
Tunceli Karakol Saldırısı
General S. Ö., uçuş yasağının ne kadar katı uygulandığını göstermek amacıyla Tunceli'nin Kılköy bölgesinde yaşanan bir olayı örnek verdi. Mahkemedeki ifadesine göre, 15 Temmuz 2016 akşamı saat 19.00 sıralarında Tunceli/Kılköy’de bulunan bir jandarma karakoluna PKK’lı teröristler tarafından saldırı düzenlendi. Saldırı üzerine bölgedeki birliklerin yardım talebiyle F-16 savaş uçakları görevlendirildi. Harekete geçen F-16’lar, hedef bölgesine ulaşıp mühimmat kullanmaya hazırlanırken Genelkurmay tarafından verilen uçuş yasağı emri devreye girdi. Türkiye hava sahasındaki askerî uçuşların yasaklanmasına ilişkin emir üzerine, hedefe yönelen savaş uçaklarına bombalarını atmadan üslerine dönmeleri talimatı verildi.
Bu talimatın, Hulusi Akar’ın emri doğrultusunda, dönemin Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Yaşar Güler tarafından ilgili birimlere iletildiği belirtildi. General S. Ö. bu olayın, PKK hedeflerine yönelik görev uçuşundaki F-16’ların geri çağrıldığı bir ortamda uçuş yasağının hiçbir istisna tanınmadan uygulandığını gösterdiğini ileri sürdü. Ayrıca bir önceliği ve kritikliği olmamasına rağmen ilerleyen saatlerde ise lojistik uçuşların yeniden uçmasına izin verilmesinin açıklığa kavuşturulması gerektiğini savundu.
Harekât Merkezi Önündeki Silahlı Saldırı
Savunmanın en dikkat çekici bölümlerinden biri de Hava Kuvvetleri Harekât Merkezi’nde yaşandığı ileri sürülen olaylara ilişkin anlatımlar oldu. General S. Ö.’nün anlatımına göre, Kurmay Başkan Vekili Tümgeneral Cevat Yazgılı, Genelkurmay’daki Teröristle Mücadele Harekâtı (TMH) toplantısına katılmadan önce karargâhta kalan en kıdemli general olarak sorumluluğu kendisine bıraktı.
General S. Ö., saat 22.00 sıralarında görevi gereği Harekât Merkezi’ne indiğini ve burada lojistik uçuşlara yeniden izin verildiği bilgisini aldığını ifade etti. Ancak savunmasına göre yaklaşık yarım saat sonra, karargâhın sorumluluğunu kendisine bırakan Kurmay Başkan Vekili Tümgeneral Cevat Yazgılı'nın iki silahlı askerle birlikte Harekât Merkezi girişine gelerek uzun namlulu silahlarla hedef gözetmeksizin ateş açtığını, bu görüntüleri daha sonra Harekât Merkezi girişindeki güvenlik kameralarından izlediğini belirtti.
Daha sonra Harekât Merkezi kapılarının kapatıldığını, telefon bağlantılarının kesildiğini ve ilerleyen saatlerde elektrik kesintisi yaşandığını anlatan General S. Ö., personelin uzun süre zorluk yaşadığını ifade etti.
General S. Ö.’nün anlatımı, savunmasında dikkat çektiği önemli bir çelişkiye de işaret ediyor. Buna göre, kısa süre önce karargâhtaki en kıdemli general olarak sorumluluğu kendisine bırakan Yazgılı’nın daha sonra aynı karargâhın Harekât Merkezi'ni uzun namlulu silahlarla ateş altına almasının hangi bilgi, talimat veya motivasyonla gerçekleştiği sorusu savunmanın temel sorgulamalarından biri olarak öne çıkıyor.
Savunmada ayrıca, Yazgılı’nın darbe soruşturması kapsamında tutuklandığı, daha sonra tahliye edildiği belirtildi. Kamuoyuna yansıyan süreçte, Abidin Ünal’ın mahkemeye sunduğu kefalet beyanının da tahliye sürecinde etkili olduğu ifade edilmişti.
Yanıt Bekleyen Sorular
Bütün bu gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde, savunmanın ortaya koyduğu olay örgüsü bazı yanıt bekleyen soruları da beraberinde getiriyor:
- Türkiye genelindeki askerî uçuş yasağı emrinin ardından Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nda hangi kriz yönetimi süreci uygulandı?
- Bu ölçekte bir emir sonrasında komuta kademesinin görev dağılımı nasıl yapıldı?
- Tunceli/Kılköy görevindeki F-16’lar bombalarını bırakmadan geri döndürülürken, ilerleyen saatlerde lojistik uçuşlara hangi gerekçeyle izin verildi?
- Karargâhın sorumluluğunu devreden bir generalin bir süre sonra Harekât Merkezi'ne ateş açmasının nedeni neydi? Bu eylem, hangi bilgi veya talimat doğrultusunda gerçekleştirildi?
- Tutuklanmasının ardından yaşanan tahliye sürecinde hangi değerlendirmeler etkili oldu? Yazgılı'nın sözde darbe girişimi hakkındaki bildikleri veya tanıklığı bu süreçte herhangi bir rol oynadı mı?
- Hava Kuvvetleri Harekât Merkezi önünde yaşanan silahlı olayın tüm yönleriyle ortaya konulmasını sağlayacak kayıtlar ve deliller yargılama sürecinde nasıl değerlendirildi?
Mahfuz Alkan