Zaman Kavramını Sorgulatan İfadeler: Olaylar mı Uyduruldu, Saatler mi?

Zaman Kavramını Sorgulatan İfadeler: Olaylar mı Uyduruldu, Saatler mi?
17/04/2026

Bu haberimize sorularla başlayalım. Habercilik, aynı zamanda doğru soru sormak ve bu soruların peşinden giderek gerçekleri ortaya çıkarmayı amaçlamak da demektir.

„… gerçeklerin eninde sonunda ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır!...“

  1. Olaylar mı delillere göre şekillendi, yoksa deliller mi olaylara göre yorumlandı?
  2. Gerçek zaman mı esas alındı, yoksa sonradan oluşturulan bir zaman kurgusu mu?

Bu iki soru, ortaya çıkan savunmalarla birlikte tekrar tekrar gündeme geliyor. Ankara’da görülen bir 15 Temmuz davasında, Albay O.Y.’nin beyanları; yalnızca bireysel bir savunma değil, aynı zamanda yargılama süreçlerine dair derin bir tartışmanın kapısını aralıyor.

Savunma; iddiaların özellikle zaman çizelgeleri, delil değerlendirmeleri ve olayların kurgulanma biçimi üzerinden ciddi çelişkiler içerdiğini öne sürüyor.

Zamanın Akışı mı Değiştirildi?

Dosyada yer alan iddialar ile savunma arasındaki en çarpıcı ayrım, saatler üzerinden ortaya çıkıyor. İddialarda, Albay O.Y.’nin olayların kritik anlarında belirli noktalarda bulunduğu ileri sürülüyor. Ancak savunma, bu iddiaların teknik ve fiziki olarak mümkün olmadığını vurguluyor.

Albay O.Y., kamera kayıtlarına dayandırdığı anlatımında, farklı bir karargâhta görüldüğü saatlerle suçlamaların çakışmadığını belirtiyor. Bu durum, savunmanın temel dayanak noktalarından biri haline geliyor:

Bulunduğum yer ve saat kayıt altındayken, daha önce gerçekleştiği iddia edilen olaylarla ilişkilendirilmem hayatın olağan akışına aykırıdır.

Bu ifade, dosyada zamanın doğrusal bir gerçeklik olarak mı ele alındığı, yoksa sonradan belirli bir senaryoya göre mi yeniden kurgulandığı sorusunu gündeme taşıyor.

Çelişkili Değerlendirmeler Aynı Metinde

Savunmaya göre dosyada yalnızca zaman değil, yorumlar da kendi içinde çelişiyor. Aynı metin içinde hem suçlamayı zayıflatan hem de ağırlaştıran değerlendirmelerin yer aldığı ifade ediliyor.

Albay O.Y., bu durumu şu sözlerle dile getiriyor:

“Bir yandan belirli suçların işlendiği saatlerde orada olmadığım kabul ediliyor, diğer yandan aynı suçlardan sorumlu tutuluyorum.”

Bu yaklaşım, doğal olarak savunma tarafından “önce sonuç yazıldı, gerekçesi sonradan oluşturuldu” şeklinde yorumlanıyor.

Delil Var mı, Yorum mu Var?

Savunmada öne çıkan bir diğer başlık ise somut delil meselesi. Albay O.Y., dosyada kendisine yönelik doğrudan bir eylem isnadı bulunmadığını, buna rağmen ağır suçlamalarla karşı karşıya kaldığını belirtiyor.

Bu noktada kullanılan ifadeler dikkat çekici:

“Hangi eylemi gerçekleştirdiğime dair somut bir veri ortaya konulmadan, tüm olayların içinde varsayılmam kabul edilemez.”

Savunma, dosyada yer alan bazı değerlendirmelerin “genel kabuller” üzerinden yapıldığını ve bireysel sorumluluğun somutlaştırılmadığını öne sürüyor.

Karargâh İçinde “Hiçbir Olayın Parçası Değilim” Vurgusu

Albay O.Y., olaylar süresince herhangi bir şiddet eylemine katılmadığını, silah kullanmadığını ve aktif bir çatışma içinde yer almadığını ifade ediyor. Bu beyan, dosyada kendisine yöneltilen ağır suçlamalarla doğrudan çelişen bir başka unsur olarak öne çıkıyor.

Savunmada bu durum açık şekilde dile getiriliyor:

“Bulunduğum süreçte suç teşkil eden hiçbir eylemin içinde yer almadım.”

Bir Savunmadan Daha Fazlası

Ortaya konulan bu tablo, yalnızca bir kişinin yargılanmasıyla sınırlı kalmıyor. Dosya, daha geniş bir tartışmayı da beraberinde getiriyor.

 - Olayların kronolojisi gerçekten doğru mu kuruldu?

 - Deliller, olayları aydınlatmak için mi kullanıldı yoksa belirli bir çerçeveye oturtmak için mi yorumlandı?

 - Hukuki süreçler, kendi doğal akışında mı ilerledi yoksa belirli bir plan doğrultusunda mı şekillendi?

Savunmada dile getirilen çelişkiler, bu soruların her birini daha da görünür hale getiriyor.

Albay O.Y.’nin beyanları, yalnızca kişisel bir mağduriyet iddiası değil; aynı zamanda yargılama süreçlerinde zaman, delil ve yorum ilişkisine dair ciddi bir sorgulama sunuyor.

Mevcut Türk hukuk sisteminin işleyişi artık “yargısız infaz”dan bile daha kötü örnekleri gözlerimizin önüne seriyor. Tek yanlı ve kötü niyetli yargılamalar sonucu binlerce masum insan, akıllarına bile getirmedikleri eylemleri sanki işlemişler gibi kayıtlara geçiriliyor. Yaşananların doğru şekilde tespit edilmesi için ise bu hukuksuzlukların duyurulması ve yine meşru yollar ile her türlü girişimde bulunulması elzem görülüyor.

Asım Durmaz