Viyana'daki Mahkûmiyet ve Türkiye'nin Bekleyen 15 Temmuz Dosyası

Viyana'daki Mahkûmiyet ve Türkiye'nin Bekleyen 15 Temmuz Dosyası
07/07/2026

Viyana'da bir mahkeme, Esad döneminin iki eski güvenlik yetkilisini işkenceden sekizer yıl hapse mahkûm ederken; Türkiye'deki 15 Temmuz sonrası işkence iddiaları için tablo farklı: BM İnsan Hakları Komitesi cezasızlığı kayda geçirdi, iddialarla anılan isimler ise yargı önüne hiç çıkmadı.

Viyana'nın Verdiği Ders: Hesap Gecikir Ama Düşmez!

Avusturya'nın başkentindeki dava, işkence suçunun doğasına dair iki temel gerçeği aynı anda gösterdi. Birincisi, mesafe koruma sağlamıyor: mahkûm edilen eski general ve eski polis memurunun suçları 2011-2013 yılları arasında, Viyana'dan binlerce kilometre uzakta, Suriye'nin Rakka kentinde işlenmişti; mağdurlar işkence, ağır yaralama, ağır cebir ve cinsel istismara maruz kalmış, uzun süreli psikolojik ve sağlık sorunlarıyla yaşamak zorunda bırakılmıştı. İkincisi, zaman koruma sağlamıyor: eski general 2015'te Avusturya'ya gelmiş, sığınma almış ve on yılı aşkın süre normal bir hayat sürmüştü. Suçun üzerinden on üç yıl, Avusturya'ya gelişinin üzerinden on bir yıl geçtikten sonra hesap soruldu.

Davanın hukuki dayanağı da önemliydi: yargıç, Avusturya mahkemelerinin Suriye'deki suçları genel olarak kovuşturmadığını, ancak devlet eliyle organize edilen işkence söz konusu olduğunda yargılama yetkisine sahip olduklarını söyledi. Bu, uluslararası hukuktaki "evrensel yargı yetkisi" ilkesinin uygulamasıdır: BM İşkenceye Karşı Sözleşme, taraf devletlere topraklarındaki işkence faillerini ya yargılama ya da iade etme yükümlülüğü getirir.

Türkiye açısından çarpıcı olan şu: bu ilke yalnızca uluslararası hukukta değil, Türkiye'nin kendi kanununda da yazılı. Türk Ceza Kanunu'nun işkenceyi düzenleyen 94. maddesine 2013'te eklenen fıkra açıktır: "Bu suçtan dolayı zamanaşımı işlemez." Yani bugün soruşturulmayan her iddia, hukuken sonsuza kadar soruşturulabilir olarak kalır, iktidarlar, dengeler ve savcılar değişse bile.

BM İncelemesi: "Fiili Cezasızlık"

BM İnsan Hakları Komitesi, 14 Ekim-8 Kasım 2024'teki 142. oturumunda Türkiye'nin Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi'ne uyumunu inceledi. Kasım 2024'te yayımlanan sonuç gözlemleri (CCPR/C/TUR/CO/2) sert bir tespit içeriyordu: Komite, işkence faillerine uygulanan yaptırımların suçun ağırlığını yansıtmamasının "fiili cezasızlık" (de facto impunity) durumuna yol açtığını kayda geçirdi ve Türkiye'den işkence ile kötü muameleyi kökünden kaldırmasını istedi. Komite ayrıca 2017 anayasa değişiklikleri sonrası yürütmenin yargı üzerindeki kontrolünün dramatik biçimde arttığını ve Hâkimler ve Savcılar Kurulu'nun yürütmeden bağımsız olmadığına dair raporları not etti, işkence iddialarının neden soruşturulmadığı sorusunun cevabı da büyük ölçüde burada.

Bu, tek başına bir bulgu değil. BM İşkenceye Karşı Komite, Temmuz 2024'te Türkiye'nin beşinci dönemsel raporunu inceleyip sonuç gözlemlerini kabul etmişti; BM İşkence Özel Raportörü'nün Aralık 2016 ziyaretine dayanan raporu 15 Temmuz’un hemen ardından işkence ve kötü muamelenin yaygın olduğunu ve hükümetin beyan ettiği politika ile uygulama arasında ciddi bir kopukluk bulunduğunu tespit etmişti. BM Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu ise Ekim 2020'de, bu ölçekte yaygın veya sistematik hapsetmelerin belirli koşullarda insanlığa karşı suç oluşturabileceği uyarısını yapmıştı. Viyana bağlantısı tam da burada: insanlığa karşı suç, zaman aşımının hiç işlemediği ve evrensel yargının devreye girebildiği kategoridir.

Kayıtlara Giren Altı İsim

142. oturum sürecinin dikkat çeken yönü, hazırlanan raporlarda, 15 Temmuz sonrası işkence iddialarıyla ilişkilendirilen altı isim açıkça yer aldı: Dönemin Özel Kuvvetler Komutanı emekli Korgeneral  Zekai Aksakallı, emekli Albay Ali Türkşen, emekli Binbaşı Barış Dedebağı, polis memurları Elif Sümercan  ve Tahir Darbazoğlu ile Kemal Eskintan.

pastedGraphic.png

Ankara 14. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki 15 Temmuz davalarında birden fazla sanık gözaltı sürecinde bizzat Zekai Aksakallı tarafından işkence gördüğünü ya da işkence talimatını onun verdiğini beyan etti: 6 Haziran 2017 duruşmasında bir astsubay "Bana ilk işkenceye başlayan Zekai Paşa'dır" dedi; bir pilot binbaşı, Aksakallı ve alay komutanının emriyle iki gün ters kelepçeli halde beton zeminde aç bırakıldıklarını anlattı; Genelkurmay'da görevli bir üsteğmen, gözleri bağlı halde elektrik verilerek ifadesinin alındığını mahkeme önünde söyledi. Ali Türkşen hakkındaki iddialar ise İstanbul'daki SAT davası dosyasındaki ifadelere dayandırılıyor; Türkşen kendisine yöneltilen kötü muamele iddialarını televizyon ekranında "gerekirse uzay mahkemesine verin" sözleriyle savunmuştu. 

Bu altı kişiden hiçbiri hakkında Türkiye'de işkence suçundan dava açılmadı.

İlk Yansımalar Mı?

Eylül 2025'te Türkşen, sosyal medya hesabından Yunanistan tarafından "istenmeyen kişi" ilan edildiğini, 23 yıldır sorunsuz gittiği ülkeye ilk kez alınmadığını duyurdu; Atina gerekçe açıklamadı. Bu kararın BM kayıtlarındaki raporlarla bağlantısı doğrulanmış değil, ancak AB'nin 2020'de yürürlüğe giren Küresel İnsan Hakları Yaptırım Rejimi'nin, ağır ihlallerle ilişkilendirilen kişilere seyahat yasağı uygulanmasına imkân tanıdığı biliniyor. Uluslararası kayıtlara giren isimlerin seyahat özgürlüğünün fiilen daralması, Viyana örneğindeki sürecin ilk halkasına benziyor: ÖNCE KAYIT, SONRA KISIT, EN SONUNDA YARGI.

Viyana'daki Sanıklar da Yıllarca Kimsenin Hesap Sormayacağını Düşünmüştü 

İşkence suçunda zamanın failin değil, mağdurun lehine işlediğini onlara hatırlatan şey hukuktu; TCK 94'teki "bu suçtan dolayı zamanaşımı işlemez" hükmü, aynı hatırlatmanın Türkiye'deki muhatapları için de geçerli olduğu anlamına geliyor.

Fatih Ayhan Acar

 

Kaynaklar

https://www.bbc.com/news/articles/cy8ddd1m3mpo